Hiçbir kapıdan sığmadı ama yaptılar! Ayasofya’daki 8 levhanın ardındaki sır

Zeynep Dilara Akyürek / Milliyet.com.tr – Dönemin en büyük mabedi olan ve kilise olarak inşa edilen Ayasofya, birçok konuda ilkler arasında bir yapı olarak İstanbul’un incileri arasında sayılıyor. Fatih Sultan Mehmet’in İstanbul’u fethetmesiyle birlikte dönem içinde cami olarak kullanılmaya başlanan yapı, 24 Kasım 1934’te Bakanlar Kurulu kararnamesiyle müze haline getirildi. Son olarak 24 Temmuz 2020’de yeniden cami olarak kullanılmaya başlanan Ayasofya, en eski dünya harikalarından biri olarak birçok önemli özelliğe sahip. Marmara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Türk İslam Sanatları Tarihi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi ve hattat Prof. Dr. Fatih Özkafa’ya Ayasofya’nın duvarlarında asırlardır değişmeyen etkileyici süslemelerin ardındaki hikayeyi anlattı.

150-200 YILDIR AYASOFYA’NIN DUVARLARINDALAR

Görkemli yapısıyla gören herkesin hayran kaldığı Ayasofya’da ilk bakışta en çok dikkati üzerinde toplayan 8 devasa levha bulunuyor. Ancak bu 8 devasa levha haricinde onlarca küçük levha da yapının duvarında asılı olarak keşfedilmeyi hak ediyor.

Prof. Dr. Fatih Özkafa, 8 devasa levhanın yanında ‘küçük’ olarak nitelendirilen diğer levhaların da aslında normal bir eve göre oldukça büyük olduğunu belirterek eserlerin tam 150-200 yıldır nasıl korunduğunu şu sözlerle açıklık getirdi:

“İsm-i Celal (Allah’ın adı), İsm-i Nebi (Hz. Muhammed’in adı), Dört Halife (Hz. Ebu Bekir, Hz. Ömer, Hz. Osman, Hz. Ali), Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin levhaları en büyük levhalar olup toplam 8 adettir. Nispeten daha küçük ebatlı levhalar da vardır. Bunlara daha küçük diyoruz ama devasa levhalara nispetle küçük. Yoksa normal bir ev ortamı için bu levhalar da devasa boyutludurlar. Yapı çok büyük olduğu için bu büyük ebatlı levhalar bile göze çok iri gelmiyor. Bu eserlerin üzerinden yaklaşık 150-200 yıl geçtiği için zamanla deformasyonlar, dökülmeler, çatlamalar olabiliyor. Levhaların son yıllarda restorasyon sürecinden geçtiğini de hatırlatmamız gerekir.”

DEV LEVHALAR KAPILARDAN SIĞMIYOR

Levhaları yakından görenlerin aklına takılan sorulardan biri de Ayasofya’nın kapılarından geçemeyecek kadar büyük eserlerin içeriye nasıl yerleştirildiği. 7 buçuk metre çapındaki eserlerle ilgili merak edilen bu soruyu yanıtlayan Prof. Dr. Fatih Özkafa, dev levhaların tek parça olarak üretilmediğine dikkat çekti.

Levhaların yapı içine aktarıldığı sürece ilişkin konuşan Prof. Dr. Özkafa, “Bu yazılar, parçaların cami içinde birleştirilmesi suretiyle imal edilen 7.5 metre çapında ve çok büyük bir sini şeklinde olan zeminler üzerine yine cami içinde aktarıldı. Dolayısıyla bütün olarak cami dışından getirilip monte edilmedi” diye konuştu.

Sanılanın aksine kalemle değil altın kullanılarak yazılan devasa büyüklükteki eserlerin hazırlanma süreci de yapıya yerleştirilmesi kadar ilginç. Prof. Dr. Fatih Özkafa, şunları söyledi:

“Levhaların geneli ahşap malzemelerden üretilmiş. Ancak bazılarında muşamba benzeri bir malzeme kullanılmış. Yazılar bunun üzerine uygulanmış. Zaten bunun gibi çok büyük levhalarda genellikle zerendud (altınla yazı yazma sanatı, altın yaldız) tekniği kullanılıyor. Yani hattat bizzat kamış kalemle yazıyı levha üzerine yazmıyor. Parşömen tarzında bir kâğıt üzerine hattat tarafından ahşap kalemle ve belli bir büyüklükte yazılan yazı daha sonra kareleme (murabba) usulüyle büyütülüp dış çizgileri esas malzeme üzerine naklediliyor ve harflerin içi boyanıyor. Zerendud yönteminde ‘altın’ kullanılıyor.”

AYASOFYA’YI PADİŞAHLAR DA SÜSLEMİŞ

Türk besteci, şair, neyzen ve hattat Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin 8 dev eserinin yanında, hat sanatıYLA ilgilenen bazı Osmanlı padişahları da bugüne kadar yapıya önemli eserler verdi. Prof. Dr. Fatih Özkafa, Sultan III. Mustafa imzalı celî muhakkak Besmele ve Sultan II. Mahmud imzalı tevhid ve salavat muhtevalı celî sülüs levhanın, Ayasofya’daki en önemli eserler arasında olduğunu söyledi.

Bin 500 yıllık geçmişi olan yapıyı bugün hâlâ Hristiyan sanatçıların duvar resimleri ile Müslüman sanatçıların hat levhaları süslüyor. Kazasker Mustafa İzzet Efendi’nin Hz. Hüseyin yazısı altındaki imzası da hat sanatı tarihinin en büyük imzası olma özelliğini taşıyor. Ayrıca Sultan III. Mustafa ve Sultan II. Mahmud’un eserlerinden başka levhalar da Ayasofya’nın duvarlarında bulunuyor.

“Mihrap nişinde bir madalyon şekli içerisinde ‘velyettavvefû bi’l-Beyti’l-Atîk: Beyt-i Atîk’i tavaf etsinler (Hacc, 22/29)’ âyeti yer almaktadır. Tamirat esnasında harf bünyeleri kısmen bozulmuş olan bu celî sülüs istifin altında Mehmed Şefik Bey’in imzası vardır. Mihrabın üzerinde ise celî sülüs hattıyla ‘fenâdethü’l-melâiketü ve hüve kâimun yusallî fi’l-mihrab: Zekeriya mabette namaz kılarken melekler ona seslendiler… (Âl-i İmran, 3/39)’ âyeti yazılıdır. 1151 (1738) tarihli bu yazının hattatı Ayasofya ruznamçecisi İsmail Efendi’dir. Müezzin mahfili yanında asılı olan celî ta’lik levha, Sami Efendi tarafından tertip edilen zerendûd bir eser olup 1311 (1893) tarihlidir. Bu levhada ‘elâ bizikrillahi tedmeinnu’l-kulûb: “Biliniz ki kalpler ancak Allah’ı anmakla huzura erişir (Ra’d, 13/18)’ âyeti yazılıdır.” Prof. Dr. Fatih Özkafa

15 YIL BOYUNCA ASILMAYI BEKLEDİLER

Prof. Dr. Fatih Özkafa, Ayasofya müzeye çevrildikten sonra hat levhalarla ilgili dikkat çeken bir detayı da şu sözlerle paylaştı:

“Ayasofya, müzeye çevrildikten sonra 8 büyük levhanın yerlerinden indirilip başka bir mekâna nakledilmesi düşünülmüş, ancak büyüklükleri hesap edilemediği için bu levhalar kapılardan çıkarılamayıp duvara yaslanmış vaziyette 15 yıl beklemek durumunda kalmıştır. 1948 yılında ise birkaç sanatsever kadirşinas insanın himmetiyle tekrar eski yerlerine asılabilmiştir. Bugün bu devasa mabede cami kimliğini ve atmosferini en baskın bir şekilde kazandıran hususların başında bu büyük hat levhaları geliyor.”

İlk yorum yapan olun

Bir yanıt bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.


*